akış (191) | (18 nisan 2014 cuma)




  • yazar fotoğrafı

    "aşk" hakkında :
    varlık ile yokluk arasında olan beşeri bir alamet. düşlerin tatlı bir şarkısıdır melankolik ve yanılsamalarla gönül teline dokunan. edebi basamaklar kendisine çıkılır. sonra basamaklar matematiğe evrilir. işte bunlar hep beşeri dengesizlik! insan olmak lazım. uzun hikaye. ama hikaye değil. masal gibi. bazen gerçek bazen yalan, bazen var bazen yok. bazen işte. belki de belki. karar sana kalmış.

    yüzeysel sanrıların çırpınışlarıdır, derinsel gönüllerin huzura erdiği. bir de bunun kendisine aşık olan kişiler var ki; düşman başına. aşkın kendisine aşık olmak!


  • yazar fotoğrafı

    "sözlük yazarlarının hayattaki en değerli eşyaları" hakkında :
    hiçbir zaman eşyalara anlam yüklemek gibi bir huyum olmadığı için bu kategoride birçok eşyam var. t-shirt'lerim ayakkabılarım vs vs belki de benim için gerçekten değerli olan birilerini henüz kaybetmemiş olduğum içindir. eski sevgiliden kalan eşyaları atmaksa bir su şişesini çöpe atmak kadar kolay gelmiştir.

    devletin jet skisi, #353950 | 8 dk önce


  • yazar fotoğrafı

    "yapısöküm" hakkında :
    günümüz antisistem entellerinin bilmesi gereken kavramlardan biridir de, başlık daha açılmamış nasıl cahilsiniz siz öyle?
    neyse sıkmayın canınızı, örnekle anlatıyorum.

    derrida der ki, nietzsche'nin (1844-1900) "kadın" sözcüğünü kullandığı her pasaj yapısöküme alınmalıdır.
    bilirsiniz, nietzsche'nin kadın düşmanı olduğu yönünde birçok iddia vardır.
    işte yapısöküm bu konuda bize yardımcı oluyor.
    örneğin, bir tarih duyarlılığıyla, adı geçen düşünürün çağındaki kadın kavramını incelemeye başlıyoruz.

    ilkin, 1. dalga feminist hareketin henüz 1890'larda başladığını biliyoruz. ikincisi, kadınların akademide görev alma ve oy kullanma gibi hakları avrupa'da yaygın değildi -ki bu haklar zaten ilk 1848'de resmi bir anlaşmayla temellendirilmişti.
    bunlar kabaca, kadının toplumdaki konumunun 19. yüzyılda henüz sorguya açık olmadığını ifade eder.

    sözünü ettiğim bağlamda, aşağıdaki aforizmayı yapısöküme alacağım:
    "mükemmel kadın, mükemmel erkekten daha yüksek bir insan türüdür," - nietzsche
    burada gayet feminist bir nietzsche görüyoruz. ancak asıl nokta, nietzsche'nin neden böyle yazdığı.
    varsayım 1: mükemmel kadın daha yüksek bir türdür, çünkü onun ortaya çıkması daha zordur.
    varsayım 2: çünkü kadın erkekten daha az özgürdür.
    eğer bu yapısökümde ifade ettiğim varsayımlar doğruysa, aynı varsayımlar diğer yazılara da uygulanabilir demektir.
    "kadınların derin olduğu düşünülür. neden? çünkü insan onlarda asla dibi bulamaz. - kadınlar sığ bile değildir." - nietzsche
    evet, iki varsayıma dayanarak, kadın özgür değilse, bu da tabi ki doğru olabilir.
    elbette bu bir şair tribi de olabilir.
    yapısöküm ve tarih duyarlılığı hususu yazarları anlamamıza yardımcı olacaktır.

    dönmedi mi daha o sıgara?

    part time filozof, #353948 | 25 dk önce

  • yazar fotoğrafı

    "zeytin ekmek" hakkında :
    sözlükte en beğendiğim yazarlardan biri olmaya aday. bazılarına biraz banal gelebilme olasılığı var ama bana hitap ediyor. böyle eski ertem eğilmez komedilerinden esintiler taşıyor filan. şımarmazsa gelecek vaat eden bir yazar olduğu kesin.

    xxcesi, #353947 | 32 dk önce


  • yazar fotoğrafı

    "louvre müzesi" hakkında :
    bir noktadan sonra insanın ambale olup dünyaca ünlü tablolara hiç umursamadan bakmasına sebep olacak müze. o kadar büyük ve o kadar dolu ki, tamamının büyük bir beğeniyle gezilmesi imkansız. koskoca louvre müzesine gidince asla yapmayacağım şeyler listesi olsaydı, büyük ihtimalle gezmem için ayrılmış kısıtlı sürenin büyük bir kısmını bahçede mal gibi oturarak geçirmek ilk sıralarda yer alırdı. ama ben tam olarak öyle yaptım. normalde dibimin düşeceği bir dünya tarihi esere, muhteşem tabloya "ööeeh, bu ne ya, çok var bundan" demeye başladığımda müzeden çıkıp yaşlı teyzeler gibi grubun kalanını bekledim. çünkü korelilerle japonlar yolu bilmiyordu ve onları müzede bırakıp otele dönmek istemiyordum. iyi de yolu ben de bilmiyordum ki! suç haritayı benim elime verende zaten. hayır kocaman adamlar tutmuş koca paris'te bana güvenmiş. ulan ben kendi kampüsümde bile kaybolup duruyorum daha.

    bak düşününce bile beynim döndü. aslında çok harika bir yer ama kafa boşken gidip tadını çıkarmak lazım. kısa sürede bir şey anlamıyor insan.

    eğer fazla vaktiniz yoksa şu taktiği uygulayabilirsiniz: alın elinize müze haritasını (haritasız gezmenize imkan yok), görmeyi çok istediğiniz eserleri işaretleyin ve o istikamette ilerleyin. zaten istediğiniz yere ulaşabilmek için bir dünya galeriden geçip bir dünya tablo göreceksiniz. hiç yoktan iyidir.

    eos, #353945 | 42 dk önce

  • yazar fotoğrafı

    "çıplak" hakkında :
    sana neye inandığımı söyleyeyim mi? sen hiç bir şeye inanmıyorsun. hayır inanıyorum. öyle mi? neye inanıyorsun? sence amip bir kurbağaya doğru evrimleşeceğini düşünmüş müdür? elbette düşünmemiştir. ve ilk kurbağa kendini sudan dışarı atıp bir eş bulmak ya da bir yırtıcıyı duraksatmak için ses tellerini görevlendirdiğinde o ilk vıraklamasının dünyadaki bütün lisanlara ve edebiyata doğru evrimleşeceğini hiç hayal etmiş midir sence? elbette öyle bir şey düşünmemiştir ve nasıl ki o kurbağa shakespeare'i hiç tasavvur edemediyse biz de kaderimizi asla bilemeyiz. ben kendi kaderimin ne olduğunu biliyorum evet fakat tüm bu ortaya konan verilerden aah regresyonlardan ve ön bilgilerden ve su astral seyahatsal zevzeklikten benim edinebildiğim izlenime göre sen sadece ilk çağlardan kalma bir hırıltı çıkarma sorunu yaşıyorsun. çünkü evrim henüz sona ermedi. insanoğlu ne tamamen var oldu ne de tamamen yok oldu. bak eğer zamanın tümünü tek bir yıl ile simgeleştirirsek biz ocağın ilk anlarındayız henüz. daha gidecek uzun bir yol var.

    sadece artık ilave uzuvlar
    kanatlar ya da yüzgeçler...
    filizlenmeyecek bedenimizde
    çünkü evrimin kendisi de evrimleşiyor.
    ve mesela sen algı dışı bir anımsama ile
    kendini bir zamanlar diyelim ki...
    17. yüzyılda amsterdam'da eski bir
    değirmende yaşayan bir...
    hollandalı kız olarak hayal ederken...
    bir gün fark edeceksin ki
    sadece bir ya da iki geçmiş ya da gelecek...
    varlığa sahip değilsin sen aslında varolmuş
    ve var olacak herkessin...
    ya da her şeysin.
    bekle bir dakika.
    az önce kendinle çeliştin.
    aaa bunu nereden çıkardın?
    alt katta dünyanın sonunu öngörmüştün.
    şimdiyse gelecek hakkında konuşuyorsun.
    bunu nasıl açıklayacaksın ha?
    kolay.
    mahşer günü geldiğinde
    mahşerin kendisi...
    o evrim sıçraması sürecinin
    bir parçası olmuş olacak.
    evet. her ne olursa olsun...
    insanoğlu yok olmayacaktır.
    yok olmalı.
    mahşerin en temel tanımında...
    insanoğlu en azından madde biçimini
    alıp doğru yok olacaktır.
    madde biçimi derken
    ne demek istiyorsun?
    evrimleşecek.
    neye doğru?
    maddenin ötesindeki bir şeye.
    saf düşünceden oluşan türlere.
    katılıyor musun?
    evet. hayalet gibi bir şey.
    hayır hayaletle alakası yok
    seni korkak ibne!
    algı kapasitemizin dışında
    bir şeye.
    evrensel bir bilince.
    tanrıya
    ki o da ayni mantıkla...
    zamanın ta kendisidir.

    sen tanrıya inanmıyorsun ki! tanrıya elbette inanıyorum. bak sorun şu ki tanrı nefret dolu bir tanrıdır. bunun sebebi tanrı iyi olsaydı şeytanın dünyada ne işi olurdu? acı, nefret, açgözlülük ve savaşlar neden var? hiç mantıklı değil. fakat eğer tanrı boktan bir piç ise dünyada iyilik neden var diye sorabilirsin. aşk, umut ve zevk neden var diye sorabilirsin. gel şununla yüzleşelim. iyi, kötü tarafından düzülmek için vardır. iyinin yadsınamaz varlığı kötünün hava basmasını sağlar. bu yüzden tanrı kötüdür ve kaç tane geçmiş ya da gelecek varlığın olursa olsun bunların tümü acı ve ıstırap ve hastalık ve ölüm tarafından delik deşik edilecektir. görüyorsun tanrı seni sevmiyor. tanrı seni küçümsüyor. yani hiç umut yok ve insanoğlu sadece şeytanın kendi kendini yarattığı cihazın bir bileşeni. katılıyor musun? temelde benim söylediğim bir kaç tane yumurta kırmadan omlet yapamazsın ve insanoğlu sadece kırık bir yumurtadır...

    zeytin ekmek, #353944 | 45 dk önce


  • yazar fotoğrafı

    "aşk" hakkında :
    nasıl ki mantıklı bir insan mantıksız bir harekette ısrar ediyorsa ya yaptığı iş aslında mantıklıdır da biz göremiyoruzdur, ya da o mantıklı insan aslında mantıklı değildir de biz mantıklı görüyoruzdur; hatta belki mantıklılık olarak bildiğimiz şey başkadır ki o zaman bütün tanımlar kayar gider, işte bu duyguda da bütün asıl ve yan tespitler manipüle olabilir ve ayrıca riya, gösteriş gibi kavramlarla çok acayip bir reaksiyona girerek iğrenç görünümlere sebebiyet verebilir.

    peki,
    "sanki arabaya binmek zorunluymuş, olmazsa olmazmış gibi davranan bi sürü insan var. arabalar ve hatta tüm motorlu taşıtlar günümüzde feci kazaların, sakat kalmaların ve hastalık harici ölümlerin bir numaralı sebebidir. araç üreticileriyle ve tutkuyla kullanlarla bir şekilde muhatap olma düşüncesi bile korkunç."
    dersek sağlıklı bir düşünce örneği vermiş olur muyuz?

    ya da
    "sanki bıçak kullanmak zorunluymuş, olmazsa olmazmış gibi davranan bi sürü insan var. bıçaklar ve hatta tüm kesici-delici aletler cinayetlerin, yaralanmaların en önemli suç aletidir. bundan dolayı dönercilerle, soğan doğrayanlarla ve hatta elma soyanlarla bir şekilde muhatap olma düşüncesi bile korkunç."
    dersek?

    bu örneklerden de anlayacağımız gibi, bazı şeyler iyi kullanıyorsak ve iyiye kullanıyorsak iyi, kötü kullanıyorsak ya da kötüye kullanıyorsak kötü olabilir. bıcak böğrümüze girdiyse bıçağın, araba bize çarptıysa veya ağaca çarpıp öldüysek arabanın suçu yoktur. suç kötü kullananlarda ve kötü düşünenlerdedir.

    aşk da böyledir. üstelik tamamen manevi bir kavramken, beşerîsi haricinde bir de ilahîsi varken.

    hpakmen, #353942 | 50 dk önce

başlık hakkında bir tanım yapın:








© copyright santral sözlük 2010-2013.

w3c standartlarını biz biliriz biz!

hakkında | iletişim | şikayet

klavye kısayolları:

g güzelinden
b bugün
d dün
r bir gün
k keşfet